AİLE HANGİ YÖNÜYLE BİYOLOJİK, HANGİ YÖNLERİYLE SOSYOLOJİK BİR EKSENDE BULUNUR?

Aile, bir toplumun temelini oluşturan ve devamlılığını sağlayan önemli sosyal kurumlardan biridir. Birlikte yaşama, evlilik, kadın ile erkek arasındaki ilişkiler, yetişkinlerle çocuklar arasındaki ilişkiler aile ile ilgili tanımların temel belirleyenleridir. Bununla birlikte ev içi emeği, cinsellik ve cinsel ilişkiler, annelik, babalık, kardeş ilişkileri, akrabalık, toplumsal cinsiyet, otorite, bağımlılık, ekonomik ilişkiler gibi olgular da aile tanımında açık veya gizli biçimde önemli bir yer tutmaktadır. Bu yönüyle aile sosyal yapıda meydana gelen değişimlerden etkilenen oldukça karmaşık süreçleri bünyesinde taşıyan önemli bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Evrensel bir aile tanımı yapmanın önündeki en büyük engel, bu kurumun dünya çapında sergilediği çeşitliliktir. Aile konusunda çalışma yapan araştırmacılar, nesli devam ettirme, cinsel etkinlikleri düzenleme, aile bireylerini koruma, çocuğu sosyalleştirerek topluma hazırlama ve eğitim sürecinin ilk basamağı olma gibi hayati fonksiyonları olan bir kurum olması açısından aynı fikirde birleşmektedirler. Bu kavramla ilgili pek çok farklı tanımlamalar olmasına rağmen, çoğu aile teorisyenleri “yakın olan başka biriyle yaşayan ve aynı mekanı paylaşan, iki veya daha fazla bireyleri içeren, bazı duygusal bağların kurulduğu, birbiriyle ilgili sosyal durumlar, roller ve görevlerin üstlenildiği, sevgi, ait olma duygularının paylaşıldığı” konusunda hemfikirdir. (Saliha Hallaç, 2020)
Aile hem biyolojik hem de sosyolojiktir. Aile bir toplumun, bir neslin devamı açısından biyolojiktir. Aile bebeğin doğumundan itibaren büyütüldüğü, yetiştirildiği, eğitildiği, toplumun kültürünü öğrendiği ve toplumun bir üyesi haline getirildiği özetle sosyalleştirildiği ilk toplumsal birim diyebiliriz.

Ailenin Tanımı
İnsanlık tarihi kadar eski, toplumsal bir birim olan “aile” kavramı, çeşitli formlar içine girerek yapısal ve biçimsel değişimler geçirse de 21.yüzyılda da önemini korumuş ve biyolojik, sosyolojik, ekonomik, politik pek çok tartışmanın yapıldığı odak bir nokta olmuştur. (Doğan, 2007) Aile terimi muğlak bir terimdir. Bir yandan kan bağıyla bağlanmış insanlar, bir yandan aynı evde yaşayan, genellikle anne, baba ve çocuklardan oluşan insan grubu için kullanılır. (Yılmaz, 2008) Bu kavram ile ilgili pek çok tanım yapılmıştır.
Guy Winch’e göre “aile, kuşak ilişkilerine göre âna-baba ve çocuktan meydana gelen bir sosyal gruptur.”
Nimkoff’a göre; “karı-koca-çocuklardan veya sadece karı-kocadan kurulu az veya çok devamlılık gösteren bir birliktir”.
Sumner ve Keller’e göre; “aile, en az iki neslin bir arada bulunduğu kan bağıyla karakterize edilen küçük bir sosyal örgüttür.
Sosyolog Cohen’e göre; “doğum, evlilik, evlat edinme veya tercih yoluyla bir ilişkisi olan ve bir hanede birlikte yaşayan iki veya daha fazla kişinin oluşturduğu küme, ailedir”.
Mübeccel Kıray’a göre; “aile, toplumsal değişmede tampon kurum işlevi gören, yapısal değişmelerin getirebileceği kopuklukları şekil ve işlev değiştirerek karşılayan, bireylerin güvenlik gereksinmelerini değişik biçimlerde yerine getiren sosyal bir kurumdur.”
Bu tanımlardan da yola çıkarak, ailenin evrensel bir tanımını yapmak zordur. Geçmişten günümüze dek ailenin iç yapısı, dinamikleri ve süreçleri konusunda ciddi değişimler yaşanmıştır. Her ailenin yapısı, fonksiyonu ve rolleri farklıdır. Örneğin modern toplumda aile kavramı ile geleneksel toplumda aile kavramı birbirinden farklıdır. Modern toplumlara baktığımızda ailede büyük bir çeşitlilik söz konusudur.
Sosyologlar ve tarihçiler aileyi bir birim olarak ele almışlardır. Böylece onları oluşturan bireylerin benzer şartları, kaynakları ve olanakları paylaştıklarını varsaymışlardır. Oysa aileler arasında olduğu gibi ailelerin içinde de birçok eşitsizlik vardır. Tek bir aile biçimi olduğunu varsaymak sınıf, toplumsal cinsiyet ve yaş bağlamında birçok önemli farkı reddetmektir. (Gittins, 2011)

Bir ailenin yapısını, çocuk sayısını insanın o dönemdeki yaşam koşulları belirlemektedir. (Hasanoğlu, 2010) Bundan dolayı her çağda karşımıza farklı aile biçimleri çıkmaktadır. Hatta aynı çağda ve aynı toplumda yaşayan ailelerin değişik yapı ve özelliklere sahip olması da mümkündür. Aile ile ilgili yapılan her tanım, aileyi farklı bir kategori içerisine sokmaktadır. Bu tanımlardan her biri aileyi sosyal hayatın ana şekillerinden biri olarak kabul etmekle beraber, onu sosyal bir grup, sosyal bir birlik, sosyal bir örgüt, bir topluluk, sosyal bir kurum ve hatta sosyal bir yapı şekli olarak ayrı kalıplar içinde değerlendirmektedir.(Gökçe, 1976)
Aile tüm toplumlar için gerekli olan altı ihtiyacı karşıladığı için evrenseldir. Bunlar; cinsel denetim ve üreme, ekonomik üretim, çocukların toplumsallaşması, hasta ve yaşlı bakımı, eğlenmedir. İşte bu ihtiyaçların karşılamasını garanti altına almak için her toplumda aile vardır ve evrensel olma özelliğini sürdürür. (Prof. Dr. Birsen Şahin Kütük, 2015)

Ailenin Biyolojik Yönü
Ailenin en önemli biyolojik işlevlerinden biri, insan neslinin devamlılığını sağlamaktır. Evlilik, eşlerin cinsel ilişkilerini yasallaştırırken; ailede karı‐koca ile çocukların birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir. Çocuk yapma işlevi toplumsal bir onayla aile kurumuna verilmiştir. Ancak günümüze dek yaşanan hızlı toplumsal değişmeler sonucunda ortaya çıkan yeni yaşam biçimleri ve yeni aile türleri içerisinde doğurganlığın hiç olmadığı ya da asgari düzeyde gerçekleştirildiği oluşumlar dikkat çekmektedir. (Prof. Dr. Birsen Şahin Kütük, 2015)

Ailenin Sosyolojik Yönü
Aile bizlere temel eğitimimizin ve kişiliğimizin başlangıcını şekillendiren çok kapsamlı bir ortam sunmaktadır. Aile ilk sosyalizasyon sürecimizin başlangıç temellerini atmaktadır. Sosyologlar genel olarak sosyalizasyonu, insanların potansiyellerini geliştirdikleri ve kültürlerini öğrendikleri hayat boyu devam eden sosyal deneyim süreci olarak tanımlar. Davranışları çoğunlukla ya da tamamen biyoloji ile belirlenen yaşayan diğer türlerin aksine insanlar, hayatta kalabilmek ve kültürlerini öğrenebilmek için sosyal deneyime gereksinim duyarlar. Bir çocuğun kişiliğinin gelişmesi ailede başlar. Çocuğa toplumsal kuralların birçoğu ilk olarak ailede öğretilir. Çocuk, değerleri, duyguları ve statü beklentilerini ailenin her üyesiyle olan deneyimleri yoluyla öğrenir.

Aile, toplumun kendisinden beklediği davranış ve tutumları yerine getirmesinde çocuğa yardımcı olmaktadır. Sosyokültürel ve ekonomik yaşamda meydana gelen değişmeler aileyi iki yönde etkilemiştir. Bunlardan biri; modernleşme ve küreselleşmenin etkisiyle toplumsal yaşamı düzenleyici ve bireylerin yaşamını kolaylaştırıcı birtakım sosyal kurumların ortaya çıkması ve geleneksel toplumlarda ailenin yaptığı görevleri büyük ölçüde yüklenmesi sebebiyle ailenin görevlerinin de değişime uğramasıdır. Bir diğeri de sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamda artan sorunların ailenin yapısal ve ilişkisel boyutunu etkileyerek aile içi sorunlara yol açmasıdır. Bu yüzden geleneksel aile birçok görevini diğer sosyal kurumlara devretmek durumunda kalmıştır.

Sonuç olarak bir varlık olarak insan, sadece sosyal olmadığı gibi sadece biyolojik de değildir. İnsan ikisinin iç içe olduğu bir canlıdır. Yani insanlar açısından aile hem biyolojik hem de sosyolojiktir. İlk canlı hayatının başlamasından itibaren aileden söz etmek mümkündür. Çünkü tüm canlılarda (insan, hayvan ve bitki) genetik bir ortaklık söz konusudur. Yetiştirilen bireyi sosyalleştirmesi ve topluma adapte etmesi açısından aile sosyolojik, gen aktarımı yapması ve aynı zamanda cinsel birlikteliklerini düzenli bir şekilde sağlaması açısından da biyolojiktir. Aileden aldığımız fiziksel özelliklerimiz biyolojik, bireysel ve toplumsal özelliklerimiz sosyolojiktir. Aile bir toplumun, bir neslin devamı açısından biyolojik, aileyi bir araya getiren fertlerin; kültürlerinin, inançlarının, fikirlerinin, yaşam şekillerinin ve sosyal sermayelerinin bir noktada toplanması ise sosyolojiktir. Bu yönüyle aile hem o toplumun bir prototipi hem de en küçük birlikteliğidir. Aileyi oluşturan fertler kültürlerini, bilgilerini ve çevre ile etkileşimlerini kendi içerisinde değerlendirmiş olup, bu değerlendirmeleri bir toplumsal sermaye açısından dışsallaştırması boyutuyla biyolojik bağ kadar sosyal bağlar içermesi boyutuyla sosyolojiktir.

Kaynakça
Doğan, İ. (2007). Vatandaşlık Demokrasi ve İnsan Hakları.
Gittins, D. (2011). Aile Sorgulanıyor. İstanbul: Pencere Yayınları.
Gökçe, B. (1976). Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme. Hacettepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 46.
Hasanoğlu, A. (2010). Aşkın Halleri. İstanbul: Doğan Egmont.
Prof. Dr. Birsen Şahin Kütük, P. D. (2015). Aile ve Evlilik Süreci. Erzurum: Atattük Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayını.
Saliha Hallaç, F. Ö. (2020). Aile Kavramına Kuramsal Bir Bakış. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 142.
Yılmaz, B. (2008). Aile: Akrabalık ve Ev Topluluğu. H. Mendras içinde, Sosyolojinin İlkeleri (s. 177). İstanbul: İletişim Yayınları.

Önerilen makaleler

3 Yorum

    1. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

  1. I want to to thank you for this excellent read!! I absolutely enjoyed every little bit of it. I have you book-marked to check out new things you postÖ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.