Değişmek Gerçekten Bireysel Bir Mesele mi, Yoksa Toplumsal Bir Baskı mı?

“Değişmek istiyorum.”
Bu cümleyi kaç kez kurduk?
Kilo vermek, daha sakin olmak, daha üretken olmak, daha başarılı olmak, daha mutlu olmak…
Ama durup şu soruyu pek sormadık: Bu değişim isteği gerçekten bana mı ait, yoksa benden beklenen bir şey mi?
Modern toplumda değişmek, neredeyse bir zorunluluk gibi sunuluyor.
Sabit kalmak, yetinmek, “ben buyum” demek çoğu zaman tembellik, başarısızlık ya da gelişmemişlik olarak etiketleniyor.
“Kendin ol” derken ne kadar özgürüz?
İlginç bir çelişki var:
Bir yandan sürekli “kendin ol” deniyor,
öte yandan nasıl bir “kendin” olman gerektiği çok net çiziliyor.
Fit ol ama çok da takıntılı olma
Çalışkan ol ama tükenmiş görünme
Anne ol ama kariyerini aksatma
Duygusal ol ama “abartma”
Güçlü ol ama fazla da sertleşme
Yani aslında kendin olman değil, kabul edilebilir bir versiyon olman isteniyor.
Değişim kişisel mi, yoksa vitrinde mi?
Sosyolojik açıdan bakınca değişim, sadece bireyin iç dünyasında filizlenen bir süreç değil.
Toplum; medya, sosyal ağlar, aile, iş hayatı ve “normal” tanımlarıyla sürekli şunu fısıldıyor:
“Böyle olursan daha sevilirsin.”
“Böyle olursan daha değerlisin.”
“Böyle olursan geride kalmazsın.”
Özellikle sosyal medyada gördüğümüz “yeni ben” hikâyeleri,
çoğu zaman bir iç yolculuktan çok bir vitrin düzenlemesi gibi duruyor.
Değişiyorsun ama kimin için?
Kendin için mi, yoksa dışlanmamak için mi?

Değişmemek neden bu kadar rahatsız edici?
Toplum, değişmeyeni sevmez.
Çünkü değişmeyen kişi, sistemi sorgulama potansiyeli taşır.
“Ben böyle iyiyim” demek,
“Daha fazlasına koşmak zorunda değilim” demek,
tüketim kültürünün hızına çomak sokar.
Bu yüzden değişmemek; inat, geri kalmışlık ya da kabullenememe olarak yaftalanır.
Oysa bazen en radikal duruş, değişmemektir.
Gerçek soru şu: Bu değişim kime hizmet ediyor?
Sosyoloji bize şunu hatırlatır:
Hiçbir bireysel karar, tamamen toplumsal bağlamdan bağımsız değildir.
Ama bu şu anlama gelmez:
“Değişme isteğin sahte.” Asıl mesele şurada düğümleniyor:
Değişirken kendine mi yaklaşıyorsun? Yoksa kendinden mi uzaklaşıyorsun? Eğer değişim; seni daha sakin, daha huzurlu, daha “kendin” yapıyorsa orası gerçek bir bireysel süreçtir. Ama değişim; sürekli yetersizlik hissiyle, başkalarına yetişme telaşıyla, “olmam gereken kişi” baskısıyla geliyorsa orası toplumsal bir zorlamadır. Belki de değişmek değil, durup düşünmek gerek Bazen asıl ihtiyaç: daha fit olmak değil, daha üretken olmak değil, daha başarılı görünmek değil… Daha az baskı altında hissetmek. Belki de değişmekten önce sormamız gereken soru şu:
“Ben kim olmak istiyorum?” değil, “Benden kim olmam bekleniyor?”
Çünkü bu iki soru arasındaki fark, hayatımızın yönünü belirliyor.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir